8 Ocak 2009 Perşembe

UMUT









Uzun uzun yıllar evveldi....Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarındagüzeller güzeli bir kız yaşarmış.......Adı yokmuş..Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.Duyamaz ve konuşamazmış, O......Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....Her sabah uyandığında,"acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim" diye merak duyarmış.....Kime sor sanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu veher günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....Çünkü Ozamanın,sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......Çünkü O,zamanın,sevinenler için kısaüzülenler için çok uzun,korkanlar için çok hızlı ,bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş......O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında......Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış......Dünya, onun yüreğinde atarmış...Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......Bazen işittiklerimiz, yeter . sanırız...bildiklerimiz gerçek sanırız.......Ve bunlar mutlu etmez bizi.....Çünkü mutluluk;duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,fark edemediklerimizdedir....Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır......Ama sular bile durulur.Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda.....Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..Hayat orada yaşanır gerçel anlamda..Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, "hayat, bu" diye.....Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...Ggerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......Hepimiz ....Gerçekten mutlu olmak,sadece yüreğin işidir...Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....Her yeni güne başlarken,hangi deniz kabuğuna dokunarak,bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına . gülümseyerek,umutla uyanmalıyız......Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...Acaba, bugüne kadar,yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?Sen...,bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.Her yürek, bir . kumsal olmalı belki de......Kumsal gibi sonsuz olmalı.....Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için..Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......Ne talihsizlik.!Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibiBelki de, maviyi görmek değildir önemli olan..Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde,Önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......Uçurtma, mavidedir nihayetinde....Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde veYüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak,Yokluk yok demektir, değil mi?VE, her sabah ya da akşam üstleri,Sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......Güne ya da akşama başlarkenYürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......Insanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar.Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın

7 Ocak 2009 Çarşamba

anne


Orta yaşlı kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu anlayıp üzülüyordu.
Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşündü, “-Ya gelmezse, ya izin alamadıysa. ” İçini özlem dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissetti.
Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı. . Telaşlı halini gören eşi, sorup durmuştu; ” Bu telaşın niye?” diye. Ama cevabını bir türlü alamamıştı. Sonunda da kadın; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünmüştü. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremişti.
Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Gelemiyorsan, bir telefon et bari, ‘anneciğim’ de. . ” İçinde sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Hoş telefon yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh. . yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceksem…”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek, telefon bari etse. . ” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı. , ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
-Alo. .
-Alo, nasılsın anneciğim?
-Sağol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işler nasıl?
-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
-İzin aldın mı yavrum?
-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
-Sen sen. . bunun için izin almadın mı?
-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.
-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?
-Dışardaydı yavrum. Hah. . kapı çalıyor, sanırım baban geldi.
-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzelinin kapısındayım.
-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.
Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.
Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
bir annenin evladının mutluluğundan başka ve sadece anne seni seviyorum kelimesinden başka isdediği ne olabilirki?

3 Ocak 2009 Cumartesi

GELİR MİSİN?


Gelir misin ?

Dünü kaybettik.
Yarın çok geç…
Avuçlarımızda sadece bugün var…

Sen varsın, ben varım…

Bir de aşk!

Yaşanmamış, yaşanmayı bekleyen aşk…

Gözlerinde pas tutmuş hüzünleri silecek,

seni ve beni mutlu edip güldürecek bir aşk.

Dün tanımıyordum seni ve bilmiyorum nerelerde olduğunu.

Bugün çıktın karşıma…

Yarınlarıma bir umut, kilit vurulmuş yüreğimin anahtarısın.

Öyle hissediyorum…

Dünü kaybettik, yarın çok geç…

Avuçlarımızda sadece bugün var…

Gel…

Düne inat bugünü yaşayalım…

Sen kırların kraliçesi papatyam ol, ben seni yüreğime savuran hoyrat rüzgar.

Dudaklarımızdan sevgi sözcükleri dökülsün.

Gözlerin değsin gözlerime, ellerin kavuşsun ellerime…

Kanatlanıp uçalım, sevdaya…

Mutluluktan ağlayalım, gözyaşlarımız birbirine karışsın.

Önce onlar birleşsin avuçlarımızda…

Onlarla yıkayalım yüzümüzü…

Yaşanmamış sevdalara inat,

sonsuza dek doya doya yaşayalım gecemizi gündüzümüzü…

Gel…

Dün yoktun, yarın çok geç.

Avuçlarımızda sadece bugün var…

Sen varsın, ben varım…

Bir de aşk!

Bizi bekliyor, bizi çağırıyor…

Sahi gelir misin ?